Ünlü romanlardaki sofralar

Fictitious Dishes
Fictitious Dishes – Dinah Fried (Hayali Sofralar)

Sanat yönetmeni ve tasarımcı Dinah Fried, son kitap çalışmasında yemek, edebiyat ve fotoğrafı bir araya getirdi. Fried, edebiyat dünyasının en meşhur sofralarını canlandırarak fotoğrafladı.

Dinah Fried, çocukluğunda okuduğu romanlardaki sofraları çok canlı bir şekilde hatırladığını söylüyor. Sanatçı başlarda çektiği beş hayali sofrayı internette paylaşmış ve ardından pek çok insan kendisine yeni hayali sofralar önermiş. Kısa süre içerisinde yeni romanlar ve yeni sofralar çekme fikri genişleyerek bir kitap projesi haline gelmiş.

Fried, sahneleri kurgularken kullandığı yemekleri de kendisinin hazırladığını söylüyor. “Her fotoğraf kitapta betimlenen yemekleri olduğu gibi göstermiyor. Daha çok öykülerde anlatılanın özünü yakalayarak, betimlenen yemek sahnelerini çağrıştırıyor” diyor genç tasarımcı ve ekliyor: “Kitabı okumuş ya da olsanız da fotoğraflar, öykülerin nasıl olduğu hakkında bir fikir vermeli…”

Hadi şimdi Dinah Fried’ın kendi kurguladığı aynı zamanda gerçeklikten kopmayan bu yemekleri deneyimleyelim. Yemekleri deneyimlerken de fotoğrafın ve edebiyatın da keyfini çıkaralım!

001_d

Sırça Köşk (Sylvia Plath)

Bu gördüğünüz fotoğraf, Sylvia Plath’in “Sırça Köşk” (The Bell Jar) romanındaki bir sahnenin sofrası. Plath’in de anlattığı gibi, avokadonun içi yengeçle doldurulmuş.

002_dGönülçelen (J. D. Salinger)    

J. D. Salinger’in ünlü romanı “Gönülçelen” ya da diğer adıyla “Çavdar Tarlasında Çocuklar” romanında yer alan bir sofra. Salinger’in romanında, ergenlik çağının içinde, yetişkin dünyanın düzenine karşı isyankar bir çocuğun Noel öncesi başına gelenler anlatılıyor.

004_d Muhteşem Gatsby (F. Scott Fitzgerald)

Fitzgerald’ın Amerikan rüyası düşüncesine karşı olarak 1925’de yazdığu ve beyazperdeye de uyarlanan romanı “Muhteşem Gatsby”den bir yemek sahnesi…

009_d Bülbülü Öldürmek (Harper Lee)

“Mutfak masasında insanları gömebilecek kadar çok yiyecek vardı. İri parçalar halinde domuz etleri, domatesler, bezelyeler hatta üzümler..” Dinah Fried bu sofrayı fotoğraflarken dönemsel sofra düzenini de dikkate almış.

006_d    Moby Dick (Herman Melville)

Amerikalı yazar Herman Melville’in dünyaca ünlü, simgesel okumalara açık bir kitap olan “Moby Dick” romanındaki çorbanın Fried yorumu…

007_d  Dönüşüm (Franz Kafka)

“Gregor Samsa bir sabah kötü bir rüyadan uyandığında, kendini yatağında korkunç bir böceğe dönüşmüş olarak buldu” cümlesiyle okuru ilk satırda yakalayan bir sabah böcek olarak uyanan bir adamın hikayesini anlattığı ve toplumda var olan kalıplaşmış düzene bir başkaldırı niteliği taşıyan “Dönüşüm” (The Metamorphosis) adlı eserinde, Franz Kafka’nın ünlü karakteri Gregor Samsa’nın yemeği böyle canlandırılmış.

Yolda-Jack-kerouac-yemek-sofrasi(1)     Yolda (Jack Kerouac)

Beat kuşağının en önemli temsilcilerinden biri olan Jack Kerouac’ın yedi yıllık Amerika serüvenini anlattığı ünlü romanı “Yolda” (On The Road) kitabında yer verdiği bir fincan kahve, elmalı turta ve bir top dondurma böyle canlandırılmış.

oliver-twist-yemek-sofrasi(1)Oliver Twist (Charles Dickens) 

Charles Dickens’ın “Oliver Twist” adlı eserindeki yemek sofrası kitapta şöyle anlatılıyor: “Açlık, sefalet ve umutsuzluktan gözü kararan çocuk, delice cesaret ile yemek kitabı ve kaşığı elinde masanın üzerinden ustaya şöyle seslendi: Efendim, lütfen biraz daha istiyorum…”

003_dAlice Harikalar Diyarında (Lewis Carroll) 

1865 yılında, Lewis Carroll tarafından yazılan bu romanda yemek sofrası bu metinlerin ışığında hazırlanmış: “March Hare cesaretlendirici bir ton ile ‘biraz şarap al’ dedi. Oysa Alice gözlerini yemek sofrasında gezdirdiğinde çaydan başka bir şey görmemişti…”

kayip-zamanin-izinde-swans-way-marcel-proust-yemek-sofrasi(1) Kayıp Zamanın İzinde (Marcel Proust)

Marcel Proust‘un hayatının son 17 yılında kaleme aldığı, bir milyon iki yüz elli bin sözcük ve 3000 sayfadan oluşan dev eseri “Kayıp Zamanın İzinde” romanında yemek sofrası şöyle tasvir edilmiş: “Kışın bir gün, eve geldiğimde annem üzerimdeki kıyafetlerden dolayı üşüdüğümü fark etmiş olmalı ki bana biraz çay içmemi önerdi. Önce reddetti. Sonra neden olduğunu bilmiyorum ama fikrimi değiştirdim.  Koltuğa yerleşti ve petites madeleines adındaki tombul kurabiyelerden…”

Reklamlar

Tarihin En Kısa Süreli Mahkemesi

yildiz4Tarihin en kısa süreli mahkemesi olan Yıldız Mahkemesi, 27- 29 Haziran 1881 tarihleri arasında Yıldız Sarayı’nın bahçesinde kurulan bir çadırda yapılan, Osmanlı padişahı Abdülaziz’i öldürmekle suçlanan sanıkların yargılandığı özel amaçlı bir mahkemedir.

Sultan Abdülaziz Han’ın Şüpheli Ölümü

Sultan Abdülaziz, 1871 yılının bir Pazar günü, Feriye Sarayı’ndaki odasında bilekleri kesilmiş olarak bulunur. İddialara göre sakalını düzeltmek için annesinden aldığı makas ile intihar etmiştir. Bu iddiayı kanıtlamak için Serasker Hüseyin Avni Paşa, yerli ve yabancı doktorlardan oluşan 19 kişilik bir ekibe rapor hazırlattırır. Doktorlara Sultan Abdülaziz’in bütün vücudu gösterilmez, yalnızca bilekleri muayene ettirilir.

yildiz1

Mahkemenin Gerekçeleri

Osmanlı İmparatorluğu’nun 34. padişahı olan II. Abdülhamid, bunalımlı bir dönemde tahta çıkar. Osmanlı – Rus Savaşları’nın süratle devreye girmesinin ve Osmanlı’nın büyük bir yıkıma uğramasının ardından dönemin padişahı II. Abdülhamid Han, yanında bulunan paşalardan kaynaklanarak mağlubiyete uğradıklarını düşünür.

Büyük bir mağlubiyete uğrayan Sultan II. Abdülhamid Han, amcası Abdülaziz Han’ın intihar mı ettiği yoksa bir cinayete mi kurban gittiği sorusuna yönelik bir soruşturma açılmasını ister. Sultan II. Abdülhmid Han son derece zeki, araştırmacı zekası ve mevkisi sebebiyle, Abdülaziz’in ölümünün en gizli taraflarını ve en vurucu gerçeklerini kendi kendine tespit eder. Bizzat ya da vasıtalı olarak yaptığı soruşturma neticesinde, amcasının intihardan dolayı değil de cinayetten dolayı öldüğüne kanaat getirir ve bu olayın üzerine düşülmesini ve etraflıca araştırılmasını emir verir.

Abdülhamid Han’ın emir verdiği soruşturmaya savcı olarak Fındıklılı Mehmed Efendi, 1 Nisan 1881’de atanır ve soruşturmaya başlar. Kısa süre sonra soruşturma genişler ve Tanzimat dairesi başkanı Çorlulu Mahmud Celaleddin Bey ile mabeynci Ragıy Bey de savcıya yardım için göreve gelirler. Soruşturma görevinde vazifelendirilen bu şahıslar çeşitli şahitleri ve failleri dinleyecekler ve sonunda da 27 Haziran 1881 günü göreve başlayacak olan Yıldız Mahkemesi devreye girecektir soruşturmak ve yargılamak için.

Mahkeme Kararı

27 Haziran 1881 günü sabah saat 10’da aleni olarak (açık) yapılan mahkemeye başta ünlü Osmanlı devlet adamı ve eski sadrazam Mithat Paşa olmak üzere on bir sanık getirilir. Başkan Ali Sururi Bey sanıkların itirazlarını tek tek dinledikten sonra duruşmayı ertesi gün sabahı açacağını söyleyerek 29 Haziran 1881 günü duruşmayı açar. Bir müddet sonra Sururi Bey kararları açıklar. Kararlara göre; Mithat Paşa, Feriye Sarayı’nın bahçıvan, bekçi ve pehlivanları idama, Seyyid ve İzzet Beyler onar yıl hapse mahkum edilirler.

Sultan II. Abhülhamid Han, kararlar açıklanıp kendisine rapor edildikten sonra Yıldız Sarayı’nda olağanüstü bir heyetin toplanmasını emreder. 9 Temmuz 1881 günü müzakereler başlar ve sonucunda 25 kişilik heyetten 15 kişi kararın aynen uygulanmasını, 10 kişi de cezaların hafifletilmesini ister. Abhülhamid Han heyetin kararlarını inceler ve kendi yetkilerine dayanarak idam cezalarının hepsini müebbet hapse çevirir. Böylelikle Osmanlı tarihindeki bu şaibeli cinayet de aydınlığa kavuşturulmuş oldu.

yildiz3

Yıldız Sarayı’nın Tarihçesi

Türk Osmanlı saray mimarisinin son örneği olan Yıldız Sarayı, Beşiktaş semtinin Yıldız tepesinde yer alır. Kanuni Sultan Süleyman döneminden (1520-1566) itibaren padişahlar tarafından av sahası olarak kullanılan ve Hazine-i Hassa’ya kayıtlı bu araziye ilk kasrı Sultan I. Ahmed yaptırmıştır. 18. yy sonunda, Sultan III. Selim validesi Mihrişah Sultan için Yıldız Kasrı’nı, babası için de bir çeşme yaptırmıştır. Genellikle yaz aylarında Yıldız Köşkü’nde oturan Sultan Abdülaziz ise Büyük Mabeyn Köşkü’nü inşa ettirmiş, daha sonra dış bahçeye Malta ve Çadır Köşklerini, asıl saray kısmına da Çift Kasrı’nı ekletmiştir.

Sarayda asıl yapılaşma Sultan II. Abdülhamid döneminde (1876-1909) başlamış ve buraya Yıldız Saray-ı Hümayunu adı verilmiştir. Bu dönemde saray, padişahın özel yaşamına ait mekanlarla birlikte, resmi görevlilere tahsis edilen binaları, tamirhane, marangozhane gibi atölyeleri ve tiyatro, müze, kitaplık gibi kültür ve sanat yapılarını da kapsamaktadır. Saray, Hasbahçe adıyla bilinen, doğal nehir görünümünde bir de havuzu bulunan iç bahçeye sahiptir. Bu bahçenin değişik yerlerinde birbirinden bağımsız olarak inşa edilmiş küçük dinlenme köşkleri bulunmaktadır.

Sultan Vahdettin’den sonra bir süre boş kalan saray binaları, 1924 yılında Erkan-ı Harbiye Mektebi’ne tahsis edilmiştir. 1946 yılında Harp Akademileri’ne bırakılan saray, 1978 yılında Kültür Bakanlığına devredilmiş, “Yıldız Sarayı Müzesi Müdürlüğü” adıyla 1993 yılından itibaren müzeleştirilmeye başlanmıştır.

Tarihçe Kaynak: Yıldız Sarayı Tarihçesi

“Bir Yüreğin Ölümü”nden…

IMG_9144“Bir yüreğin adamakıllı sarsılabilmesi için her zaman ille de kaderin güçlü bir tokadı ya da her şeyi sert bir şekilde söküp atan bir güç gerekmez; hatta gelişigüzel nedenle yıkımı yaratmak, kaderin ele avuca sığmaz heykeltıraş isteğini tahrik eder. Biz insanoğlu, kendi anlaşılmaz dilimizde bu ilk hafif dokunuşlara bahane deriz ve onun küçücük cüssesiyle çoğu zaman muazzam etkili gücüne şaşar kalırız; fakat bir hastalık nasıl sinsice ortaya çıkarsa, bir insanın kaderi de ancak her şey gözle görülür hale geldiğinde ve olaylar başladığında kendini belli eder. Kader, yüreğe dıştan dokunmadan çok önce beyinde ve kanda içten içe ilerler her zaman. Kişinin kendini tanımaya başlaması aslında kendini savunmaya başlamasıdır ve bu, çoğu zaman beyhude bir savunmadır.”

Stefan Zweig

‘Etsiz ve yeşil dünyanın izinde’ yola çıktılar!

Veggistanbul Logo Küçük Düz Fonİki vejetaryen genç kadın, yedikleri yemekleri, yaptıkları tarifleri Veggistanbul projesinde bizlerle buluşturuyorlar. Merve Çardak ve Yaprak Ataman ile onların vejetaryenlik serüveninden bahsettik. Keyifli okumalar dileriz…

  • Öncelikle bize ‘Veggistanbul’ projenizden biraz bahseder misiniz? Sizi bu projeye yönlendiren ne oldu?

Merve: Veggistanbul’a geçmeden önce kendimizi tanıtarak başlayalım. Ben Merve, 26 yaşındayım, sosyoloji okudum. Vejetaryen olduktan sonra hem çevremde çok fazla vejetaryen olmadığı için, hem de internet üzerinden ulaşabildiğim kaynaklar sınırlı olduğundan, aklıma bir instagram hesabı fikri geldi. Veggistanbul adıyla bir hesap aldım, ama sonrasında kullanmadım. Yaprak’la tanışıp, bu fikrimden ona bahsettikten sonra hesabı birlikte kullanmaya başladık. İlk olarak kendi yediklerimizi, pişirdiklerimizi, dışarıda neler yediğimizi paylaştık.

Yaprak: Ben Yaprak, 24 yaşındayım, Merve gibi ben de sosyoloji eğitimi aldım. Vejetaryen olma sürecimde ve sonrasında Merve bana büyük destek oldu. Benim ‘’Ben şimdi ne yiyeceğim?’’ sorusunu sorduğum dönemde onun Veggistanbul fikri ile bu projeye başladık diyebilirim.

  • Bildiğim kadarıyla ikiniz de kısa bir süre önce vejetaryen olmaya karar verdiniz. Peki neler sizi vejetaryenliğe yönlendirdi?

M: Kısa süre önce değil aslında. Ben 2 yıldan fazla bir süredir vejetaryenim. Bu kararı Londra’da yüksek lisans yaptığım sırada aldım. Londra’daki okulumun önünde her gün vejetaryen yemekleri ücretsiz dağıtan Hare Krishna – Food For All projesi, vejetaryenlik üzerine düşünmeye başlamamı sağladı. Açıkçası kararı ekolojik nedenlere dayanarak verdim. Kendi hayatımda ufak da olsa yapacağım bir değişikliğin hem doğa, hem de vicdanım için daha dürüst, daha saygılı olacağını düşündüm. Bir yandan da başka bir canlıyı yemeye ihtiyacım olmadığına inanıyorum.

Y: Ben de 1 yıldır vejetaryenim. Evde 2 kedim var. Benim vejetaryenliğim hayvan sevgim ve türcülük üzerine düşünmemle başladı diyebilirim. Bir kediyi sevip, bir ineği yememin sistem tarafından normalleştirildiğini düşünüp et tüketimimi sonlandırdım.

  •   Dışarı yemek yemeye çıktığınızda zorlandığınız zamanlar oldu mu?

M: Şu anda çok sık olmasa da, ilk başlarda oldukça kötü beslendiğim bir dönem oldu. Nerede ne yesem konusunda sıkıntı çekiyordum. İstanbul’da çok güzel vegan-vejetaryen restoranlar olsa da, elbette sadece oralara gitmiyorum. Gittiğim diğer mekanlarda menüleri inceliyorum, menü dışında yiyebileceğim bir şeyler var mı diye soruyorum. En zorlandığım ve üzüldüğüm kısım ise vejetaryen olduğumu söylediğimde salatamız, makarnamız var denilmesi. Vejetaryen olmak adeta bu iki seçenekle özdeşleşmiş birçok insanın kafasında.

Y: İlk vejetaryen olduğum dönemde çok fazla karbonhidrat ağırlıklı beslendiğim için kilo aldım. Sürecin ilk başı biraz bedeni tanıma süreci oluyor aslında. Yavaş yavaş zeytinyağlı ve sebze ağırlıklı beslenmeye geçerek beslenme düzenimi oturttum. Sonrasında bir süre dışarıda yemektense kendi yemeğimi yanımda taşıdım. Merve’nin de dediği gibi vejetaryen beslenmek yalnızca salata yemekmiş gibi anlaşılıyor. Lüks lokantalardan esnaf lokantalarına kadar böyle bir algı var ne yazık ki.

nohut_salatasi soya_kiymali_makarna

  • Vejetaryen olmaya karar verdikten sonra çevrenizdekilerin tepkileri nasıl oldu?

Y: Ailem bu konuda bana destek oldu. Annem yeni lezzetler keşfetmemde en büyük destekçilerimden biriydi hatta. Tek endişeleri B12 vitaminimi almam konusundaydı. Onda da gerekli özeni gösterdiğimi gördüklerinde onların da içleri rahatladı. Eskisinden daha sağlıklıyım bile diyebilirim.

M: Yakın çevrem bu konuya uzun bir süre direndi, fikrimi değiştireceğimi söyledi. Et yememe kararımı onlarla inatlaşma olarak görüyorlardı. Her vejetaryen/veganın yaşadığı gibi ben de bol bol protein konusunda tavsiyeler aldım. Hala sağlıklı ve ‘hayatta’ olmam birçok kişinin bakışını değiştirdi, vejetaryen ya da vegan olmanın da mümkün olduğunu gördüler.

 

  • Veggistanbul olarak aynı zamanda etkinlikler de düzenliyorsunuz veya düzenlenen etkinliklere katılıyorsunuz… 

Veggistanbul’un ilk etkinliği bir bahar pikniği oldu. 16 Mayıs’ta Moda Sahili’nde gerçekleştirdik. Veggy markası tatmamız için çok lezzetli bitkisel et alternatifi ürünlerini gönderdi. Pikniğimize gelen vegan, vejetaryen, herkes çok lezzetli yemekler getirmişti. Umarız buluşma anlamında buna benzer etkinlikler de gerçekleştirebiliriz. Zira gelen tepkiler bizi çok mutlu etti.

Bunun dışında Gastronomika’nın gerçekleştirdiği etkinliklere katılmaya çalışıyoruz. Türk mutfağının içinde aslında birçok vegan / vejetaryen seçenek var-biz her ne kadar hepsini hep etli yemeklerle bağdaştırıyor olsak da-. En son Souq Karaköy’de gerçekleştirilen etkinlikte Gastronomika’nın tadımlarını gerçekleştirdik.

  • Hayvansal gıdaların sağlık açısından önemli olduğunu bilmeyen yoktur. Siz bu gıdaları tüketmiyorsunuz fakat bunlara alternatif olarak neler tükettiğinizden ve nasıl sağlıklı bir yaşam sürdüğünüzden bize bahsedebilir misiniz?

M: Tartışmalı bir konu, genellemek ne kadar doğru bilemeyeceğim. Büyürken öğrendiğimiz birçok şeyin doğruluğu olmadığını biraz araştırıp öğrenmek mümkün. Hayvansal gıdaları sağlık için en önemli şey olarak algılarsanız, bunları tüketmeyen kişiler sizin için doğrudan sağlıksız olacaklar. Ne kadar şanslıyız ki, doğa birçok şeyin alternatifini sunuyor bize. Beslenmem sebze ve bakliyat ağırlıklı. Dengeli beslendiğinizde, spor yaptığınızda gayet sağlıklı bir yaşam sürdürebiliyorsunuz.

Y: Hayvansal gıdaların sağlık açısından önemli olduğunu ben kendi adıma düşünmüyorum. Et tüketen insanların çoğunun bunu sağlıklarını düşünerek yaptıklarına da inanmıyorum. Ben de sebze ve bakliyat ağırlıklı besleniyorum. Et tüketen insanlar kendi proteinlerinden çok vegan ve vejetaryenlerin proteinlerini dert ediyorlar. Bakliyat ve sebze ağırlıklı bir beslenmeyle eskisinden daha sağlıklı beslendiğimi düşünüyorum.

  • Vejetaryen/vegan olmak isteyenlere neler önerirsiniz?

M: Bizi takip etsinler 🙂 Şaka bir yana, yalnız olmadığını görmek, benzer şeyleri tecrübe etmiş kişilerin tavsiyelerini almak, konu hakkında okumak, ilgili belgeselleri izlemek gerçekten çok yardımcı oluyor. Beslenme şekli değişeceği için endişelenenler de olabilir, bir doktora başvurmak da bu noktada faydalı olur diye düşünüyorum.

Y: Hayatlarında yeni ve güzel bir adım atacaklarını bilmelerini isterim. Etraflarındaki herkes onların bu kararıyla ilgili olumlu / olumsuz yorum yapacaktır. Önemli olan bu kararı neden aldığınızı insanlarla açıklamakta gizli. Benim vejetaryen olma sürecimde de okuduğum kitaplar ve izlediğim belgeseller bana ne kadar doğru bir karar aldığımı hissettirmişti. Bunlardan yararlanabilirler. Bir süre yemeklerini yanlarında taşımaları da geçiş süreçlerini kolaylaştıracaktır diye düşünüyorum. Ancak elbette herhangi bir sağlık problemi olanların bir doktora danışması en doğrusu olacaktır.

Sosyal medyada “Veggistanbul”:

Facebook: www.facebook.com/veggistanbul

Twitter: https://twitter.com/Veggistanbul

Instagram: instagram.com/veggistanbul/

Web sitesi: http://www.veggistanbul.com

“FİKRİ HAKLAR” Üzerine…

1919009_220602248981_7803690_n

Nobel İlaç’ta Fikri Haklar Müdürü  Dr. Neşe Duygu KAYRAN ile geçen günlerde ODTÜ’de yaptığı fikri haklar konusundaki sunumu üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik. Keyifli okumalar…

  • Fikri Haklar ile ilgili sorulara başlamadan önce şunu sormak istiyorum, bir ODTÜ mezunu olarak mezun olduğunuz okulda sunum yapmak nasıl bir duyguydu?

    Çok hoşuma gitti, bir kere ODTÜ’yü çok özlemişim, okulda bir gün geçirmek çok güzel oldu. Sunum yapmak ayrıca keyifliydi, bundan neredeyse 20 yıl önce ben aynı sandalyelerde oturup gelen konukların konuşmalarını dinliyordum, şimdi ben bir konuşmacı olarak karşımda oturanlara ilham vermeye çalıştım, çok güzel bir duyguydu.

    • Fikri Haklar nedir?

    Fikri Haklar, fikirlerin ya da fikir ürünlerinin haklarıdır. Dünya Fikri Haklar Örgütü (WIPO-World Intellectual Property Organization) fikir haklarını ikiye ayırır. Bunlardan ilki telif hakkı olarak da bilinen Eser Sahibi haklarıdır. Eser Sahibi hakları, fikrin icra ediliş şeklini koruyan haklardır, sanat eserlerini icra eden kişilerin eserleri ile ilgili haklarını kapsar. Bir sanat eseri icra eden kişinin eser sahibi hakkı, eserini icra ettiği andan itibaren başlar, kişinin ömrü boyunca ve kişinin ölümünün ardından 70 sene daha devam eder. Fikir haklarının ikincisi ise Fikri Sinai haklardır. Bu haklar ise fikir sahibini değil, fikrin kendisini korur. Bu haklar arasında en yaygın olarak bilinenler marka ve patenttir. Marka, bir firmanın mal ve hizmetlerini diğerlerinden ayırmak için kullandığı ibarelerdir. Marka hayatımıza çok fazla yerleşmiştir, marketten satın aldığımız her ürünün, kıyafetlerimizin, gittiğimiz cafelerin, otellerin, diğerlerinden ayırt edilmesini sağlayacak bir ismi olduğu görebilirsiniz. Bir ürün için yaratılmış bir marka, fikri bir haktır ve hak sahibi başkalarının o markayı kullanmasını engelleme hakkına sahiptir. Patent ise daha detaylı ve teknik bir hak türüdür. Daha önce dünyanın hiçbir yerinde açıklanmamış, yeni bir ürün yaptıysanız, ya da yeni bir üretim yöntemi geliştirdiyseniz ya da bilinen bir ürün için yeni bir kullanım alanı bulduysanız, bu buluşunuzu patentle koruyabilirsiniz. Patent, fikir sahibine, buluşunu açıklamak kaydıyla verilen süreli bir tekel haktır. Yani buluş sahibi, buluşunu kamuoyu ile paylaşır, kanunlar da belli bir süre için o buluşu sadece buluş sahibinin kullanmasını sağlar, başkalarının kullanmasını engeller.

    • Bu haklar neden önemlidir?

    Fikri Haklar, fikir üreten kişileri teşvik etmekle, halkın bu fikirlerden yararlanması arasında dengeyi kuran bir sistemdir. Patent üzerinden anlatırsak, dünya üzerinde gerçekleştirilen her bir buluş aslında teknolojinin ilerlemesi demektir. Ne demiştik, patent buluşunuzu açıklamanız şartıyla verilen bir tekel haktır. Buluşun açıklanması neyi sağlar, herkesin teknolojinin geldiği noktayı görmesini sağlar. Teknolojinin geldiği noktayı görürseniz, daha da ilerletmek için çabalayabilirsiniz. Patentler süreli haklardır, genel olarak bir patentin koruma süresi 20 yıldır. Yani kanunlar, buluş sahiplerine 20 yıl boyunca buluşlarını sadece kendilerinin kullanmasına izin verir ama 20 yıl sonra artık bu buluş halka malolur.11150298_10152951360430000_172697776208750087_n

    • Bu haklardan yararlanmak için ne yapılması gerekmektedir?

     Telif hakları kendiliğinden oluşur, bir eser yarattıysanız, o eser ortaya çıktığı andan itibaren o eser size aittir, bu konuda herhangi bir merciiye başvuru yapmanıza gerek yoktur. Ancak bir başkası sizin eserinizin aynısını yaparsa ve bunun üzerinde hak iddia ederse, gerçek hak sahibinin bulunması için o eseri ilk kimin icra ettiğinin tespit edilmesi gerekir. Bu noktada eseri yarattığınız tarihi ve sizin yarattığınızı ispatlayabiliyor olmak işinizi kolaylaştırır. Bu nedenle sanatçılar eserlerini yarattıkları zaman çeşitli şekillerde eserlerini tasdik ettirirler.

    Sinai haklarda ise koruma, sizin fikrinizi koruma altına aldığınızda yani tescil ettirdiğinizde başlar. Türkiye’de patent veya markanızı Türk Patent Enstitüsü’ne tescil ettirebilirsiniz.

    • Ülkemizde bu haklar yaygın bir biçimde kullanılmakta mıdır?

     Evet, yine Sinai haklar açısından bakacak olursak, özellikle 1995 yılından sonra marka ve patent hakları kanun hükmünde kararnameler ile belirlenmiş ve uygulanmaya konulmuştur. Halihazırda Fikri haklar konusunda yeterince bilinçlenmiş herkes hakkını korumak için Türk Patent Enstitüsü’ne başvuru yapmakta, ya da Enstitü nezdinde işlemlerini yürütmesi için bir patent ve marka vekili ile çalışmaktadır.

    • Marka ve Patent vekili dediniz, kimler vekillik yapabilir, hangi bölümlerden mezun olmak gerekir?

     Türkiye’de Türk Patent Enstitüsü’nün açtığı patent ve marka vekilliği sınavını kazanan 4 yıllık üniversite mezunu herkes vekillik yapabilir. Şu anda genel olarak avukatlar vekil olarak çalışmaktadır. Ancak, özellikle patent vekilliğini fen bilimleri, eczacılık, ya da mühendislik bölümlerinden mezun olanların yapması makbul sayılmaktadır. Bu bölümlerden mezun olanlar, patentin içerisinde yer alan teknik terimleri ya da buluşun ne olduğunu anlayabilecek altyapıya sahiptir, örneğin bir eczacı bir ilaç patentinin neden bahsettiğini rahatlıkla anlayabilir. Yukarıda saydığım bölümlerden mezun olanlar, patent ve marka ile ilgili kanun hükümlerini öğrenir ve vekillik sınavını geçebilirlerse rahatlıkla vekillik yapabilirler.

    • Siz bu alanda çalışmaya nasıl karar verdiniz?

     Açıkçası çok bilinçli bir karar değildi, mezun olduğum yıllarda patent ve marka vekilliği mesleğinden haberdar değildim. Çalıştığım şirkette bu alanda yapılan çalışmaları görünce ben de bu alanda çalışabilirim dedim ve o şekilde başladım.

    Fotoğraf Kaynak: Kerem Kayran

    Fatih’in Mahkemesi

    Tarihte bir devri kapatıp yeni bir devir açan Fatih Sultan Mehmet, suçlu olarak,  Kadı Hızır Çelebi tarafından mahkemeye davet edilir. Hızır Çelebi kısasa hükmeder, aynı şekilde Fatih’in de elleri kesilecektir.Hiç beklemediği bu kısas karşısında Rum mimar hayret ve dehşete kapılır. Sonrasında bu ceza diyete çevrilir.

    Fatih’in elinin kesilmesi hükmü

    Fatih Sultan Mehmet, fethin üzerinden yaklaşık on sene geçtikten sonra, Ayasofya Camii’nden daha yüksek kubbeye ve daha üstün mimarî özelliklere sahip bir cami yaptırmak ister ve ünlü bir Bizans mimarına camiyi nasıl istediğini tarif eder. Fakat Rum mimar gerek estetik gerekse sanat bakımından binanın daha fazla değerlenmesini sağlamak adına vaktiyle Bizans imparatorunun getirttiği gayet kıymetli mermer sütunları ikişer arşın kısaltır. Eserin bitimine yakın bir zamanda camiyi görmeye gelen Padişah, gördüğü manzara karşısında çok büyük bir hiddete kapılır ve mimarın kasıtlı olarak sütunları kısalttığına hükmederek hemen cezalandırılması emrini verir. Padişahın isteğinin hiçe sayılmasından ötürü bu hareketinin cezası olarak Rum mimarın iki eli de bileğinden kesilir.  Mimar hakkını aramak üzere İstanbul kadısı Hızır Çelebi’nin yanına gider, hak talep eder. Hızır Çelebi Fatih’i suçlu olarak mahkemeye davet eder. Taraflar dinlenir, Hızır Çelebi kısasa hükmeder, yani  Fatih’in de aynı şekilde elleri kesilecektir. Hiç beklemediği bu hüküm karşısında Rum mimar hayret  ve dehşete kapılır. Sonrasında bu ceza diyete çevrilir.

    111111

    İstanbul’un ilk kadısı Hızır Çelebi

    Bursa müderrisi Hızır Çelebi’nin ismi Fatih döneminde daha çok duyulmaya başlandı. Fatih kendisine çok değer verdi. İstanbul’un fethinden sonra Hızır Çelebi’yi buraya kadı olarak tayin etti. Böylece Hızır Bey İstanbul’un ilk kadısı oldu.

    Hızır Çelebi, İstanbul’un fethinden (1453) vefat yılı olan 1458 yılına kadar İstanbul Kadılığını sürdürmüştür.

    Üsküdar’da sokağın içindeki tarihi mahkeme binası

    Bina bugün Gülfem Hatun Mahallesinde, Mahkeme Sokak’ta yer alıyor. Bina için kullanılan malzeme, mimari unsur ve bazı şekillerden mahkemenin 17- 18. Yüzyıl yapı özellikleri taşıdığı görülür. Kendisine has konumu ve planı mevcuttur. İstanbul’da emsaline pek rastlanmayan bu mahkeme çevresindeki yapılar arasında sıkışıp kalmıştır. 1941 yılına kadar mülkiyetine sahip olan kimseler binanın dokusuna zarar vermiştir. 1941 yılında İsmail Hakkı Konyalı tarafından incelenip rapor edilmiştir ve 2006 yılında Toplu Konut İdaresi (TOKİ) tarafından restore edilmiş ve Üsküdar Belediyesi Adalet Tarihi Müzesi olarak hizmete açılmıştır.

    14fŞimdilerde tematik bir kütüphane

    Tarihi bina, sivil toplum kuruluşu YediHilal ve Üsküdar Belediyesi’nin işbirliğiyle “Yedi Güzel Adam ve Öncüler Kütüphanesi” adıyla tematik bir kütüphaneye dönüştürüldü. Yedi Hilal, Üsküdar Belediyesiyle imzaladığı protokol çerçevesinde Fatih’in Mahkemesi’nde fizibilite çalışmaları yaparak harekete geçti. Öncelikle, Cahit Zarifoğlu’nun şiirinden hareketle, kütüphanede eserleri yer alan “Yedi Güzel Adam” olarak “Sezai Karakoç, Nuri Pakdil, Cahit Zarifoğlu, Rasim Özdenören, Erdem Bayazıt, Alaeddin Özdenören ve Mehmet Akif İnan,” isimleri üzerinde karar kılındı. Buna “Öncüler” olarak belirlenen “Mehmet Akif Ersoy, Necip Fazıl Kısakürek, Cemil Meriç, Malcolm X, Hasan El-Benna, Muhammed İkbal ve Aliya İzzetbegoviç”in de ilave edilmesinin ardından, kitap listeleri oluşturuldu. “Yedi Güzel Adam ve Öncüler”in kendi kitapları ve haklarında yazılan tüm kitaplar temin edilerek tematik bir kütüphane kuruldu. Mekan 7 Aralık 2014’teki açılışının ardından hem kütüphane olarak hem de Yedi Hilal tarafından düzenlenen kültür-sanat faaliyetlerine ev sahipliği yapıyor.

    Kütüphanenin açılış töreni

    ‘Yedi Güzel Adam ve Öncüler Kütüphanesi’ olarak halkın hizmetine açılan kütüphanenin açılış törenine Yedi Güzel Adam’dan ikisi olan Rasim Özdenören ve Nuri Pakdil de katıldı. Açılan kütüphaneyi heyecan verici olarak nitelendiren öykü ve deneme yazarı Rasim Özdenören, kütüphanenin hayırlı işlere vesile olacağını umduğunu söyledi. Kütüphanenin birden fazla fonksiyona sahip olduğunu ifade eden Özdenören şu ifadeleri kullandı: “Hem uzman araştırmacılara hem de genel okuyucuya hitap eden çift fonksiyonlu bir kütüphane diye düşünüyorum. Her şeye rağmen bu haliyle bile hem uzman yazarlara hem araştırmacılara bir mekan sağlayacağını düşünüyorum. Yedi Güzel Adam diye sınırlandırmamak lazım. Yeni gelen nesiller var, yeni gelen nesiller içinde daha nice yediler var.”

    Açılışın ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen, Yedi Hilal Derneği ile yapılan ortak projenin oldukça beğeni topladığını dile getirdi. Fatih Mahkemesi olarak bilinen tarihi binanın ‘Yedi Güzel Adam ve Öncüleri Kütüphanesi’ olarak hizmet girmesinin gençler için okuma, araştırma ve düşünme merkezi olacağını söyledi. Açılışın ardından protokol üyeleri birlikte kütüphaneyi gezdi, eserleri yakından inceledi.